Yatırıma Dayalı Giriş Stratejileri

Yatırıma Dayalı Giriş Stratejileri Nelerdir?

Yatırıma Dayalı Giriş Stratejileri

Ortak Girişimciler

Ortak girişim, yerel bir firmanın yabancı yatırımcılarla yerel pazarda iş yaratmak amacıyla gücünü birleştirerek, mülkiyet ve kontrol paylaşımı ile ortaklık kurmasıdır. Ortak girişimde genellikle yerel bir firma ile yabancı firma veya bazı durumlarda iki yabancı firma arasında ortaklık oluşturulmakta ve yeni bir işletme yaratılmaktadır. Örneğin, Coca Cola ve Nestle güçlerini birleştirerek uluslararası pazarlar için içmeye hazır buzlu çay geliştirmiş ve günümüzde Japon pazarında oldukça iyi bir yer edinmiştir.

  • Ortak Girişimlerin Avantajları
  • Riskin paylaşılması
  • Yabancı firmanın yerel Pazar çevresini öğrenme şansını yakalaması
  • Ortakların farklı değer zincir kuvvetlerini bir araya getirerek sinerji yaratması
  • Devlet ihalelerinde yerel firmaların tercih edilmesi engelinin aşılması
  • Gümrük vergilerinin yüksek olması ya da yasalarca yüzde yüz mülkiyetin engelleniyor olması
  • nedeniyle o pazara başka türlü girme şansının bulunmaması
  • Ortak Girişimlerin Dezavantajları
  • Firma bir ortakla çalıştığı için kontrol ve koordinasyon maliyetleri oldukça yüksektir
  • Ortaklar arasında çatışma çıkma ihtimali bulunmaktadır
  • Dinamik bir ortak, gelecekte ciddi bir rakip olarak firmanın karşısına çıkabilir.

Uluslararası Birleşme ve Satınalmalar

Birleşme, birden çok şirketin güçlerini ve varlıklarını yeni bir şirket kurarak bir araya getirmeleri; satın alma ise, bir şirketin başka bir şirketin tamamını ya da bir kısmını alması olarak tanımlanabilir. Satınalmada, alıcı şirket ve satın alınan şirket veya hedef şirket olmak üzere iki taraf bulunmaktadır.

Uluslararası pazarlardaki düşük işgücü ücretlerinden faydalanmakta, pazarda hakimiyet sağlamak, pazarı derinliğine ve genişliğine ele geçirerek ev sahibi ülkede prestij sağlamak gibi nedenlerle çokuluslu şirketler birleşme ve satınalmaların içinde bulunduğu direkt yabancı yatırımı tercih etmektedir.

Satınalma ve birleşme işlemlerinin son yıllarda hız kazanmasındaki en büyük etkenlerden biri iletişim teknolojisinin gelişmesi ve küreselleşmedeki ivmedir. Küreselleşmeyle beraber işletmeler açısından uluslararası pazarlara açılmak daha kolay bir hal almıştır.

Özellikle işsizliğin hızla arttığı ekonomilerde dış yatırımların gerçekleştirilebilmesi için ev sahibi ülkeler tarafından özendirici tedbirler alınmakta, bu da şirketler için uluslararası pazarlarda yatırım yapmayı daha cazip hale getirmektedir. Şirket Birleşmelerinin Türleri

Yatay birleşmeler, aynı amaç ve konu çerçevesinde faaliyette bulunan şirketler arasında çoğu kez Pazar payını arttırarak rakiplerini güçsüzleştirmek ya da yeni sinerjiler yaratmak amacıyla gerçekleştirilir.

Dikey birleşmeler, bir ürünün üretimden dağıtım ya da doğrudan satışına kadar geçirdiği değişik aşamalarda farklı faaliyetlerde bulunan şirketlerin birleşmesine denir.

Karma birleşmeler, değişik alanlara en kısa zamanda girmenin yoludur. Birbiri ile organik ilişki içinde olmayan farklı faaliyet alanlarındaki şirketlerin birleşmesi ile ortaya çıkar.

  • Birleşmenin Avantajları
  • Değer yaratma
  • Esneklik
  • Düşük maliyet ve riskler
  • Stratejik uyumluluk
  • Rekabet avantajı
  • Birleşmenin Dezavantajları
  • Kültürel çatışmalar
  • Strateji karmaşası
  • Odaktan uzaklaşma
  • Uluslararası pazarlara giriş stratejilerini avantajları ve dezavantajları açısından incelemek ve bunların
  • hangisinin daha faydalı olduğunu tespit etmek tabii ki de dış pazarlarda yüksek gelirler sağlamak için yeterli değildir.

Her şeyden önce dış pazarlarda pazar payının arttırılması, ihracatın genişlemesi, ülke ekonomisine katkıda bulunulup güçlenmesine ve gelişmesine destek olunabilmesi için öncelikle ülkenin makro pazarlama sistemine sahip olması, bir makro pazarlama politikası belirlemesi gerekir.Makro pazarlama, pazarlamanın sadece işletme yönünden değil, ülke ve toplum yönünden de ele alınmasıdır. Makro pazarlama sistemi ülkedeki işletme düzeyindeki pazarlama sistemlerinin toplamıdır ve ülke ekonomisinin bir alt sistemidir. İşte bu yüzdendir ki ulusal kaynakları doğru analiz eden ve stratejik bir şekilde kullanabilen, ileri düzeyde bir makro-pazarlama sistemi, içindeki işletmelere birçok pazar fırsatları doğurur.

Bu da girişimcilik ruhunu geliştirip halkın ekonomik kalkınmaya direkt katılımını sağlar, ülke ekonomisine canlılık getirir. Diğer yandan da iç ve dış pazarlardaki yoğun rekabetin varlığı, işletmelerin Ar-Ge faaliyetlerine ağırlık vermelerine böylece de ülkenin teknolojik düzeyinin artmasına katkıda bulunurlar.

  • Makro-pazarlama sistemini stratejik bir yapıya kavuştururken ilk anlaşılması gereken nokta, en küçüğünden en büyüğüne dek ülkedeki işletmelerin ve onların sahip olduğu her çeşit kaynağın, ülkenin kaynakları olduğudur.
  • Türkiye yani ülkemiz açısından duruma baktığımızda pek de böyle olmadığı bu açıdan baktığımızda işletmelerimizin önemli eksikliklerinin olduğu görülmektedir.
  • Özellikle küçük ve orta ölçekli- özel işletmelerimiz rekabetin çok yoğun olduğu dış pazarlardaki varlıklarını belirli bir stratejiye değil rastlantılara ve günlük taktiklere bağlamışlardır.
  • Ülkemiz ölçeğinde büyük işletmelerimizin önemli bir kısmı ise profesyonelce yönetilmekte fakat ulusal bir motivasyondan genellikle uzak görülmektedirler.
  • Ancak, özellikle çok güçlü global rakiplerle karşı karşıya geldiklerinde, Türkiye’nin işletmeleri’ olduklarını ve ‘desteklenmeleri ya da önlerindeki bazı engellerin kaldırılması’ gerektiğini sık sık yinelemekte, yani bir anlamda ulusal yönlerini hatırlamaktadırlar.
  • Ülkenin makro-pazarlama stratejisini belirlerken ve daha sonra da bu stratejiye uygun planları yapıp uygularken sistemin sahip olması gereken en önemli kaynak bilgi ve onu rasyonel bir şekilde kullanabilecek beyin gücüdür.
  • Strateji, sistemden istenen çıktıların sağlanabilmesi için girdilerin kullanılma biçimini ve tarzını belirleyen özgün yoldur.
  • Olaya bu perspektiften baktığımızda, sistemde stratejinin belirlenmesinde ve aynı zamanda da uygulanmasında rol oynayan unsurların, her iki aşamada da, doğru ve sürekli güncelleştirilen bir veri tabanına olan gereksinimlerini daha iyi anlayabiliriz. Veri tabanı, ilk aşamada sistemde strateji belirlenirken kullanılması gerekir.
  • Sistemin kısa ve uzun vadeli hedeflerini ve bu hedeflere ulaşmak için gerekli stratejileri belirlerken belli öngörülerde bulunmak, yani geleceği tahmin etmek gerekir.
  • İsabetli öngörülerde bulunabilmek için de yapılan tahminleri doğru ve güncelleştirilmiş bilgi kaynaklarına dayandırmak gerekir.
  • Böylece sistemin, dolayısıyla da işletmelerin anahtar başarı faktörleri belirlenebilir ve bu faktörler ışığında işletmeler sistem tarafından akılcı bir şekilde yönlendirilebilir.
  • Örneğin, sistem içindeki işletmelerin öngörülen gelecekte hedeflenen üretim miktarını, iç ve dış pazarlardaki pazar paylarını belirleyebilmek için bilinmesi ve daha sonra öngörülmesi gerekenleri şöyle sıralayabiliriz:
  • Hammadde rezervleri, bu hammaddeyi işleyecek tedarikçi işletmelerin mevcut ve potansiyel durumları veya ithalat olanakları;
  • Hedef pazardaki tüketicilerin mevcut/potansiyel tercihleri ve eğilimleri, buna bağlı olarak da pazarın bugünkü büyüklüğü ve gelecekteki büyüme potansiyeli;
  • Hedef pazarda halen kullanılan aracılar ve gelecekte mevcut aracıları değiştirme eğilimleri;
  • Hedef pazardaki rakiplerin mevcut durumu (ürün ve hizmet nitelikleri, karlılıkları, pazar payları vs.), gelecek için eğilimleri, pazara gelecekte girebilecek diğer rakipler (işletme veya ülke bazında) ve pazarın potansiyel rekabet yapısı;
  • Ulusal ve uluslararası yasal düzenlemeler, toplumsal ve ekolojik kısıtlar;
  • Uluslararası ekonomik konjonktürün mevcut durumu gelecekte olabilecek gelişim ve değişmeler;
  • Üretim merkezinin ve hedef pazarın yerel ekonomik ve politik yapısının bugünkü durumu, gelecek için eğilimleri ve bunlara göre potansiyel durumu (enflasyon, vergi oranları vs.)

Mevcut ve potansiyel teknolojik yapı ve yetenekler.

Uluslararası ticaretin kural ve koşullarının küresel örgütlerce Dünya belirlendiği günümüz koşullarında, işletmelerden oluşan sistemin, belirlediği stratejiyi bünyesindeki işletmeler aracılığıyla yürütebilme ve yönlendirme gücünü-yeteneğini elinde bulundurabilmesi, bahsedilen nitelikteki bilgi kaynaklarıyla ve beyin gücüyle bire bir ilişkilidir. Kısaca diyebiliriz ki, finans desteğinin, hem Dünya Ticaret Örgütü’nün belirlediği kısıtlamalarla, hem de ekonomik olanaksızlıklar nedeniyle son derece sınırlı olduğu günümüz koşullarında bilgi, makro-pazarlama sisteminin işletmelere sağlayabileceği en önemli destektir.

Böylece hem işletmelerin girişimcilik ve rekabete karşı mücadele ruhu canlı tutulabilir, hem de kamu kaynaklarının ölçüsüz ve verimsiz kullanımına yol açılmamış olur. Örneğin, bir işletme kendi endüstrisiyle ilgili dünyadaki pazar olanaklarını ve yukarıda sıraladığımız tüm bilgileri sistemin veri tabanından elde edebilirse, bu destek işletmeyi bu bilgileri edinmek için katlanacağı çok büyük bir maliyetten kurtarmış ve riski de önemli ölçüde azaltmış olacaktır. Böylece bilgi, aynı zamanda önemli bir finans desteğine de dönüşmüş olacaktır. Tüm bunların sonucu, işletmenin dolayısıyla ülkenin kaynaklarının rasyonel bir şekilde kullanımı, gelirin artması yani ülke ekonomisinin gelişmesi ve güçlenmesidir. Ancak bu şekilde ekonomik gücümüzü yerinde kullanıp daha da artmasını sağlayabiliriz ve ancak bu şekilde ulusal ve küresel bir yönetici ülke statüsünü kazanabiliriz.