SÖZLEŞMENİN MEYDANA GELMESİ

Ulusal Sözleşmenin Meydana Gelmesi

Hukuki bir sonuç doğurmak üzere irade açıklamasında bulunmak suretiyle yapılan ve bu nedenle de bir alacak – borç ilişkisi doğuran hukuki işlemler (sözleşme,akit, mukavele) en uygun borç kaynağıdır.

Başka bir ifade ile sözleşme tarafların (alacak borç ilişkisinden oluşan bir hukuki sonucu elde etmek amacıyla) birbirleriyle karşılıklı iradelerini açıklamalarıdır.

Sözleşme iki tarafın karşılıklı ve birbirine uygun surette “irade açıklamasında bulunmasıyla meydana gelir. Nitekim, Borçlar Kanunu’nun 1inci maddesinde” iki taraf karşılıklı ve birbirine uygun surette rızalarını beyan ettikleri takdirde akit (sözleşme) tamam olur” denilmektedir. Böylece sözleşme bir tarafın bir şeyi teklif etmesi halinde (icap) karşı tarafın onu kabul etmesi ile (kabul) kurulur.

A-İcap

İcap belli bir hukuki sonuç doğurmak üzere gerekli olan ve icapçı tarafından yapılan ilk (birinci) irade açıklamasına denilir. İcap bu haliyle “teklifte bulunma” anlamındadır ve zaman bakımından önce yapılmasına (açıklamasına) göre belirlenir.

İster borçlu ister alacaklı tarafından yapılmış olsun önce yapılmış olan irade açıklaması “icap”tır. Dolayısıyla icap tek taraflı ve karşı tarafa varınca sonuç doğurabilecek ve sözleşmenin esaslı unsurlarını ihtiva etmesi gereken bir irade açıklamasıdır. İcap her şeyden önce “sözleşmenin esaslı noktalarını” içermiş olmalıdır. Örneğin; bir satım sözleşmesi yapılmak üzere satıcı tarafından yapılan icabın satımın konusu olan “malı” ve “semeni” içermesi gerekir.

Diğer taraftan icabın, icapçının bir sözleşme yapma konusundaki iradesini “ciddi surette” yansıtması gerekir. Eğer icapta, böyle bir nitelik bulunmuyorsa bu irade açıklaması icap değil bir “icaba davettir.” Örneğin; fiyat belirtilmeksizin reklam, ilan yapılması icaba davettir. Nitekim tarife ve cari fiyat listesi göndermenin bir icap sayılmayacağı Borçlar Kanunu’nda belirtilmektedir (BK,7-II).

İcap kural olarak icapçıyı bağlar yani icapçı yapmış olduğu icaptan dönemez. Ancak bu kesin bir kural da değildir.

İcapcı yapmış olduğu icap ile ne süre bağlı kalacaktır? Borçlar Kanunu’nda icap, süreli ve süresiz olmak üzere iki şekilde düzenlenmiş bulunmaktadır.

1. Süreli icap

Süreli icapta, yani icapçının kabul için bir süre tayin etmiş olduğu halde, icapçı bu süre sonuna kadar icabıyla bağlıdır. Kabul haberi, bu süre bitmeden önce kendisine ulaşmazsa icapçı artık icabı ile bağlı kalmaz (BK,3).

2. Süresiz icap

Süresiz icap, yani icapçının kabul için bir süre tayin etmemiş olduğu halde ise, icapçının bu icabıyla ne zamana kadar bağlı kalacağı icabın “hazır olanlar” veya “hazır olmayanlar” arasında yapılmış olmasına göre farklı sonuçlara bağlanmıştır.

a. İcap “hazır olanlar arasında”, yani icapçı ile kabulcü’nün karşı karşıya bulundukları bir durumda
yapılmışsa, derhal kabul edilmediği takdirde icapçı onunla bağlı kalmaz (BK;4-1). İcabın, hazır olanlar
arasında yapılmış sayılması, sadece iki tarafın ayni yerde karşı karşıya gelip görüşmeleri halinden
ibaret değildir. Telefonla veya tarafların mümessilleri vasıtasıyla yapılmış olan icaplar da “hazır olanlar
arasındaki” icap sayılır (BK;4-II).

b. İcap “ hazır olmayanlar arasında“, yani icapçı ile kabulcü’nün karşı karşıya bulunmadıkları bir
durumda yapılmış (örneğin; kabulcüye mektup, telgraf veya bir haberci vasıtasıyla gönderilmiş) ise
icapçı “normal bir kabul haberinin kendisine ulaşacağı ana kadar” icabıyla bağlı kalır (BK;5-I). Burada
icapçının bağlı kalacağı süreyi tespit ederken aşağıdaki üç zamanın gözönüne alınması gerekir.

1. İcabın kabulcüye gitmesi için geçecek zaman,

2. Kabulcü’nün düşünmesi için geçecek zaman,

3. Kabul haberinin icapçı’ya ulaşması için geçecek zaman,

Bu suretle hesaplanacak olan süre içinde icapçı, icabıyla bağlıdır. Bu süre geçtikten sonra gelecek bir kabul haberi sözleşmenin meydana gelmesi sonucunu doğurmaz. Zira, bu, “zamanında ve muntazam süratle gönderilmiş” bir kabul haberi sayılmaz (BK,5-I). Bu gecikmiş kabul haberi yeni bir icap sayılır.

İcapçı yapmış olduğu icabı kabulcü’ nün bunu öğrendiği ana kadar geri alabilir. Ancak, kabulcü’ nün,

geri alma (rücu) haberini icaptan önce öğrenmiş olduğunu ispat etmek güç olduğundan, pratik

bakımdan icapçı ancak icap kabulcü’ ye, henüz varmadan önce onu geriye alabilme (rücu) imkanına

sahip olmaktadır. Örneğin; icapçı , icabını mektupla yaptıktan sonra mektup henüz kabulcü ‘ye

ulaşmadan önce telefon , telgraf, vb. ile icabını geri aldığını bildirmek suretiyle pratik bir sonuç alabilir.

B- Kabul

Kabul, icapçının belli bir hukuki sonucu doğurmak üzere yaptığı teklife, iradelerin mutabakatı (uyuşması) doğrultusunda verilen müspet (olumlu) cevaptır. Bu da tek taraflı ve karşıya ulaşması gereken bir irade açıklamasıdır.

Kabul, açık (sarih) olabileceği gibi örtülü ( zımmi)’ de olabilir. Eğer kabul iradesi açık olarak beyan edilmiş, yani kullanılan kelimelerden icabın kabul edildiği tereddüte yer vermeyecek şekilde açıkça anlaşılmakta ise, buna “açık (sarih) kabul” denir. Buna karşılık, icabı açıkça kabul ettiği anlaşılmamakla beraber, takındığı tavır ve davranışlarından onun bunu kabul ettiği sonucu çıkarabiliyorsa, buna da “örtülü (zımmi) kabul” denir.

İcap gibi, kabul de kural olarak bir şekle tabi değildir. Bu nedenle, sözle veya yazılı olarak yapılabileceği gibi bir mümessil veya haberci ile de icapçıya ulaştırılabilir. Kabul, yapılmış olan icaba olumlu bir cevap teşkil ettiğine göre sözleşmenin meydana gelmesi sonucunu doğurur. Ancak, bu sonucun doğabilmesi için kabulün icaba tamamen uygun olması gerekir.

Kabulcü de, aynen icapçı gibi, kural olarak kabul beyanı ile bağlıdır. Fakat, kabulcü, kabul haberi icapçıya varıncaya kadar bundan rücu edilebilir, yani kabul beyanını geri alabilir (BK,9).

C- Sözleşmenin meydana geldiği an

Bir sözleşme hangi anda meydana gelmiş olur?. Bu sorunun cevabı pratikte oldukça önemlidir. Bu anın tespitinde, sözleşmenin “ hazır olanlar” veya “hazır olmayanlar” arasında olup olmamasına göre bir ayrım yapılmaması zorunludur.

1-“Hazır olanlar” arasında yapılan bir sözleşme “ Kabulün açıklandığı an” meydana gelmiş olur. 2- “Hazır olmayanlar” arasında yapılan bir sözleşmenin hangi an meydana gelmiş olacağı meselesinin tespiti kolay değildir. Bu hususta , “açıklama” , “gönderme” , “varma” ve “öğrenme” anlarını esas olan başlıca dört teori mevcuttur.

Borçlar Kanunumuz bu dört teoriden “varma (vusul) teorisi ”ni benimsemiştir. Nitekim, Borçlar Kanunu’ nun (3-II,5 ve 9 uncu maddelerinde) hep kabul haberinin icapçıya varmasından söz edilmiştir. Bu nedenle , “hazır olmayanlar” arasında yapılmış bir sözleşme “kabul haberinin icapçıya vardığı an”da meydana gelmiş olur.

Yazı hakkında yorum yazabilirsiniz