Toplam Kalitenin Gelişimi

Toplam Kalitenin Gelişimi Nedir?

TKY’nin TARİHİ GELİŞİMİ

TKK anlayışının firma çapında yerleştirilmesi amacı ile ortaya atılan ve izlenmesi önerilen yöntemler yukarıda da belirtildiği gibi 4 ana akım altında toplanabilmektedir.

  • Deming yaklaşımı
  • Juran yaklaşımı
  • Crosby yaklaşımı
  • Ishikawa (veya Japonya) yaklaşımı

4 yaklaşım da klasik kalite kontrol anlayışının endüstrinin gelişmesiyle beraber değişmesi gereksinimiyle ortaya cıkmış ve gelişmiştir.

Endüstri Devriminden Önce Kalite Kontrol

Bu donemde üretim ve kalite kontrol faaliyetleri birbirinin ayrılmaz parçası durumunda idi. Üretimi gerçekleştiren “ustalar” üretim aşamalarında ve mallarını satmadan önce mutlaka bizzat kontrol etmek ve amaça uygunluğu sağlamak için gerekli düzeltmeleri yapmak zorundaydılar. Kontrol çevrimi çıktının sürekli ölçülmesi, istenenle karsılaştırılması ve sonuca Gore girdilerin düzeltilmesi olarak gerçekleşmektedir. Böylece proses ve cıktı sürekli kontrol altında tutulmaktadır.

1. Aşama: Muayene Aşaması

İlk olarak M.Ö. 2150 tarihli Hammurabi Kanunlarında kaliteye referans verilebilir. “Bir inşaat ustasının inşa ettiği bir ev, ustanın yetersizliği ve işini gereği gibi yapmaması nedeniyle yıkılarak ev sahibinin ölümüne yol açarsa o usta öldürülecektir”. Bu madde de öngörülen ceza ilkel de olsa kalite olgusunu açık bir şekilde anlatmaktadır. Phoenician muayene görevlileri, ürün kalitesinde sürekli yapılan uygunsuzlukları kusurlu ürünü yapanın elini keserek önlemeye çalışıyorlardı. Muayene görevlileri ürünleri, yönetimin belirlemiş olduğu spesifikasyonlara uygunluğu açısından kontrol ederek kabul ya da ret kararı veriyorlardı. Amaç, ürünler ile ilgili şikayetlerin karşılanması ve ticari ahlakın oluşturulmasının sağlanması idi. M.Ö. 1450 yılında ise eski Mısır’da muayene görevlileri taş blokların yüzeylerinin dikliğini telden oluşturdukları bir araç ile kontrol ediyorlardı. Bu yöntemi Orta Amerika’da Aztekler de kullanmıştır.

13. yüzyıl boyunca çıraklık ve esnaf loncaları gelişmiştir. Ustalar, hem eğitici, hem muayene görevlisi idiler. Onlar ticareti, ürünlerini ve müşterilerini çok iyi tanıyorlardı ve yaptıkları iş ile birlikte kaliteyi inşa ediyorlardı. Ustalar yaptıkları işten ve başkalarını kaliteli iş yapmaları için eğitmekten gurur duyuyorlardı. Yönetim, ağırlık ve ölçü standartları oluşturmuştu. Loncalarda “iş ahlakı” ile ilgili düzenlemeler de vardı. Lonca sisteminde usta çırak ilişkileri dolaysız bir nitelik taşımaktaydı. Çırak belirli safhalardan geçtikten sonra kalfa ve ustalığa yükselmekteydi ve her yükselişte kendine özgü merasimler yapılmaktaydı. Bu merasimler hem güdüleme, hem de kimin ne seviyede olduğunu gösterme açısından önemliydi. Böylece “konunun uzmanlarına iş yaptırılmış” olmaktaydı. Ayrıca usta, yerine adam yetiştirmek zorundaydı. Lonca sisteminde işçi, üretim sürecinin her aşamasında çalıştığı için “işin tümünü görebilmekte” ve hammaddeden başlayarak mamulün bitimine kadar her konuyu bilmekteydi. Bugün de aynı amaçla “iş rotasyonu” ve “iş zenginleştirme” yöntemleri uygulanmaktadır. Özetle Osmanlı’da kalite olgusunun loncalarda başladığını söyleyebiliriz.

Bu aşamanın temel yaklaşımı tüketiciye hatalı ürünlerin gitmemesini sağlamaktır. Bu yaklaşım tüketiciyi korumuş ancak üreticide sıkıntı yaratmıştır. Çünkü muayene edilerek hatalı bulunan ürünler üretici için zarar oluşturmuştur. Bu açıdan üreticiyi de koruyan bir sistem üzerinde durulmuş ve kalite kontrol aşamasına geçilmiştir.

Endüstri Devriminden Sonra Kalite Kontrol

Endüstri devrimi ve seri üretim yöntemlerinin yaygınlaşmaya başlaması ile birlikte üretim ve kalite kontrol operasyönları birbirlerinden ayrıldılar. İsletmelerde, muayeneciler diğer isçilerin ürettiği ürünleri kontrol etmeye başladılar. Ancak, geri besleme belki gene mevcut olmakla beraber, gerçek kontrol fonksiyönu kaybolmaya yüz tuttu. Muayenecilerin yaptığı is, müşteriye (iç ve diş) hatalı malzeme gitmemesi için, ağırlıklı olarak ayıklamadan ibaretti.

Teknolojinin ilerlemesi ve savaş yılları ile beraber kontrol çevrimi yavaş yavaş tekrar canlanmaya başladı. Bu donem istatistiksel kalite kontrol yöntemlerinin yaygınlaştığı dönemdir. Artik kalite kontrolün tek işlevi ayıklamak değil, sapmaları gözlemek ve düzeltilmeleri için girdi/üretim aşamalarında gerekli değişikliklerin yapılması için bilgi de üretmekti. Böylece tekrar gerçek kontrol çevriminin sağlanması, prosesin ve çıktının beklenen niteliklerini sürekli kontrol altında tutma çabaları başlamış oldu.

Ancak, aradan gecen sure içinde eski basit isletmeler ve ilişkiler yok olmuş, onların yerini çok daha karmaşık teknolojik ve organizasyönel ilişkiler almıştı. Eski yöntemlerle ve ek olarak istatistiksel yöntemlerle kontrol çevriminin tam anlami ile gerçekleştirilmesi mümkün değildi.

2. Dunya Savaşını takibenden yıllarda Deming ve Juran in Japonya’yı arka arkaya ziyaretleri, Feigenbaum ve Juran’ın ünlü kitaplarının yayınından sonra kalite, firmaların yalnızca Kalite Kontrol bölümlerinin sorumluluğu olmaktan çıkmaya başladı. Kontrol çevrimi Deming tarafından yeniden düzenlendi. Kalite Kontrol dışındaki fonksiyönların (Pazar araştırma – satış – tasarım – üretim) katılımı ile kalite kontrol faaliyetleri isletme fonksiyönlarına dağılarak çevrimin motor gücünü oluşturdu

Japonya, Ishikawa ile beraber yukarıdaki kontrol çevrimlerine yeni bir bakış acısı getirerek “kontrol” kelimesinin insanlar tarafından değişik şekillerde algılanmasının engellenmesi yolunda önemli bir adım attı.

Kontrol kelimesi Frederick Taylor tarafından ” planla, yap, gör ” (plan, do, see ) kelimeleri ile açıklanıyordu. Türkçede olduğu gibi, Japoncada da yalnızca bakmak-görmek anlamı olan Ingilizce ” see ” sözcüğü İngilizcede “işin planlandığı, olması gerektiği gibi yapılmasının sağlanması…” gibi bir anlama da sahiptir. Taylor’un tarifi, bu anlamı daha acık ifade edecek şekilde ” planla, yap, sonucu izle, sonuca Gore harekete geç ” (plan, do, check, action) olarak yeniden düzenlendi ve ünlü PUKÖ (PDCA) çevrimi doğmuş oldu.

Böylece, endüstri devriminden önceki kalite kontrol çevrimi, Deming’in orjinal çevriminin ilerletilmesi ile ve PUKÖ çevriminin ortaya atılması ile tekrar sağlanmıştır. Bu çevrimlere çok benzer sekilde, Juran tarafindan da Kalite Spirali geliştirilmistir.

II. Aşama: Kalite Kontrol Aşaması

20. yüzyıl başlarında atölyelerin yerini büyük ölçekli fabrikalar alınca, geleneksel atölye yönetiminin yaklaşımları yetersiz kaldı ve bu durum verimliliği arttırma başta olmak üzere, üretim sisteminin daha iyi yönetilmesine ilişkin birçok araştırmanın yapılmasına neden oldu. İşte bu dönemde üretimdeki değişikliğin getirmiş olduğu problemlere çözüm arayan ve bilimsel çalışmalarıyla kalite olgusuna katkıda bulunan kişilerden biri de “Bilimsel Yönetimin” babası Frederick Winslow Taylor’dur. Taylor, işletmelerdeki verimsiz ve israflı çalışmalara dikkati çekmiş ve bunun sorumlusunun bilimsel yöntemlerden yararlanmayı bilmeyen yönetim kadroları olduğunu söylemiştir. Bu bağlamda planlama ve üretimin birbirinden ayrılmasını, işin mühendisler tarafından en ince teferruatına kadar planlanmasını ve nasıl yapılacağının işçilere anlatılmasının gerekli olduğunu savunmuştur. Çünkü eğitimsiz işçiden işini geliştirmesini bekleyemeyiz demiştir. Böylece vasıfsız bir işçiyi çalıştırmada talimatların ve prosedürlerin önemi anlaşılmıştır. Taylor’un, Adam Smith’in “Milletlerin Refahı” adlı eserinden esinlenerek uzmanlığa da çok önem verdiği söylenmiştir. Taylor işi mümkün olan en küçük parçalarına ayırarak nasıl ve ne kadar sürede yapılması gerektiğini hesaplayarak bazı standartlar geliştirmiştir. Standartların belirlenmesiyle “birinci sınıf adam” kavramı ortaya çıkmış ve bu standartlara uygun işi bitirenlere veya standartların üzerinde üretenlere prim verilmesini önermiştir. Böylece üretimde ve kalitede artış, verimsizlik ve maliyetlerde azalış sağlanabilmiştir. Kısa bir süre bu çalışmalar iyi sonuç vermiştir. Ancak, insanı bir makine gibi gören, sadece verilen emirleri yerine getiren, standart sürede en fazla ürün üretmeye çalışan insanları yaratan bu sistem, daha sonra çalışanlar üzerinde tatminsizliklere neden olmuş, bu durum verimsiz çalışmanın bir diğer nedenini oluşturmuştur. Bir zaman sonra Taylor’un takipçisi Gant, “birinci sınıf adam” kavramına karşı çıkmış, “ortalama adam” kavramının standartlarda baz alınması gereğini savunmuştur.

Birinci Dünya Savaşının ortaya çıkardığı koşullar, imalat sistemini eskiye göre daha karmaşık hale getirmiş ve kalite kontrol işlevinin bu alanda uzmanlaşmış kişiler tarafından yerine getirilmesi zorunlu olmuştur. Bu aşama “muayene” olarak nitelendirilmektedir. Bu gelişmelerin sonucu olarak kalite kontrol işlemleri, üretim bölümünün sorumluluğundan ayrılarak bağımsız bir birim halinde işletme örgütü içinde yerini almıştır.

1924 yılında bir matematikçi olan Dr. Walter Shewhart, ilk kez Bell Laboratuarlarında, seri üretim ortamında kalitenin ekonomik olarak kontrolü için bir yöntem olan İstatistiksel Kalite Kontrol (İKK) kavramını gündeme getirdi. Daha sonra giderek yaygınlaşan kütle üretiminin kalite kontrol ihtiyaçlarını karşılamak üzere ABD, İngiltere gibi birçok endüstri ülkesinin fabrikalarında kullanılmaya ve yayılmaya başladı. Çünkü kütle üretiminde, miktarların çok yüksek olması %100 muayeneyi olanaksız kılmıştı. Örnekleme yaparak, tüm üretim partisinin kalitesi hakkında istatiksel çıkarım yapmaya yönelik olan İKK, gerçekten büyük faydalar sağladı. Bu dönemde muayenecilerin rolü değişti ve sayıları azaldı. Örnekleme, kontrol şemaları gibi bazı istatiksel araçları kullanarak kalite kontroldeki görevlerini devam ettirdiler.

İKK uygulamalarının iyice kendini kabul ettirdiği dönem ise II: Dünya Savaşıdır. Savaşın, İKK ve bunun temelini oluşturan İstatistik Teorisi sayesinde kazanıldığı bile iddia edildi. Hatta bu yöntemler Nazi güçlerinin teslim olmasına kadar askeri bir sır olarak gizli tutuldu. Önceleri ürün kalitesinin kontrolüne ağırlık veren İKK, II. Dünya Savaşı sonrasında ise İstatiksel Süreç Kontrolü (İSK) yönünde gelişmeye başladı. Ancak üretim süreçlerinin karmaşık hale gelmesi, muayeneciler ve karar alanlar arasında eşgüdüm ve geri besleme mekanizmasının oluşturulmasını zorunlu hale getirmiştir. Bunun sonucunda “Kalite Güvencesi ve Toplam Kalite Yönetimi” anlayışı ve aşaması yaşama geçmiştir. Böylece kalitenin kontrolü, tasarım aşamasından başlayarak, ara girdiler, işlem içi ve son çıktı aşamalarını izlemek suretiyle kalite yönetimine doğru geliştirilmeye başlanmıştır

III. Aşama: Toplam Kalite Kontrol

Toplam Kalite Kontrol, yani Kalite kontrol faaliyetlerinin firma çapında organize edilmesi ve yürütülmesi kavram olarak Feigenbaum tarafından ortaya atılmış ve ayni isimli kitabında izlenmesi gereken esaslar verilmiştir. (1950 yılları…)

Feigenbaum Toplam Kalite Kontrolu söyle tarif etti: Firmanın çeşitli gruplarının kalitenin sağlanması, sürdürülmesi, geliştirilmesi yönündeki çalışmalarının pazarlama, mühendislik, üretim ve servis fonksiyönlarının en ekonomik seviyede yapılması ve müşterinin tam olarak tatmin edilmesine yönelik olarak entegrasyönunu sağlayan etkin bir sistem. (not: günümüzün ISO 9001:2000 i de bunun peşinde değil midir?)

Herkesin sorumluluğu durumuna gelen kalitenin hiç kimsenin sorumluluğu olması, sahipsiz kalması olasılığı ve bunun getirdiği çekincelerle ile Feigenbaum kalitenin firma çapında organize edilmesi, planlanması, yürütülmesi, izlenmesi faaliyetlerinin iyi organize edilmiş bir yönetim fonksiyönu olarak ve kalite kontrolcüler tarafından gerçekleştirilmesini önerir.

Japonyada uygulama Feigenbaum’un önerdiğinden daha değişik bir tarzda geçekleşti. Kalite Kontrol faaliyetleri hiç bir zaman yalnızca KK bölümünün içinde kalmayacak biçimde ele alındı. Diğer

bölümlerde çalışanlar da KK tekniklerinin kendi bölümlerinde uygulanması, bölüm faaliyetlerinde kalitenin geliştirilmesine yönelik olarak sürekli eğitilmekte ve bilinçlendirilmektedirler. Bu uygulama değişikliği ile Ishikawa Japon modelini “Firma Çapında Kalite Kontrol” olarak adlandırdı (Bkz. Ishikawa, What is TQC)

Kalitenin tarihsel gelişimini incelerken konuyu üç başlık altında toplamak mümkündür. Bunlar; muayene, kalite kontrol, kalite güvencesi ve toplam kalitedir.

IV. Aşama: Kalite Güvencesi ve Toplam Kalite Aşaması

Çağdaş kalite felsefesinin düşünce ustaları olarak bilinen William Edwards Deming, Joseph M. Juran, Philip Crosby “Toplam Kalite Yönetimi” anlayışının temellerini kurmuşlar, Armand V. Feigenbaum ve Kaoru Ishikawa da yaptıkları katkılarla binanın gövdesini ve çatısını inşa etmişlerdir. Toplam Kalite Yönetimi’nin kökeni II. Dünya Savaşı’ndan sonra Japonların tekrar kalkınmasındaki ilk dönemlere kadar uzanır. W. Edward Deming ve Joseph M. Juran’ın ABD’nin sınırları dışında süreç kontrolü, kalite yönetimi ve istatistiksel kalite kontrol gerçeğini yaymaya başlaması istekleri 1940’lı yılların ilk dönemlerine rastlamaktadır. Bu kavramlar ABD’de geliştirilmiştir. Ancak onları uygulayan ve benimseyen ilk insanlar Japonlar olmuştur.

Bu arada, General Electric firmasında kalite yöneticisi olarak görev yapan Armand V. Feigenbaum, kalite kontroldeki deneyimlerini ve görüşlerini açıkladığı ve “Industrial Quality Control” mecmuasında yayınlanan bir makalesinde ilk kez, “Toplam Kalite Kontrol” kavramını kullandı (1957). Burada kalitenin, sadece kalite bölümünün sorumluluğu olmadığını ifade ederek çalışan herkesin kalite olayına karışması gerektiği fikrini ortaya attı. Böylece Toplam Kalite Kontrol devri başlamış oldu. 1962 yılında Dr. Kaoru Ishikawa, Feigenbaum’un TKK anlayışından bazı noktalarda farklılık gösteren ve Toyota fabrikalarında uygulanan bu yönetim şekline “Firma Çapında Kalite Kontrol” adını verdi.

Dış rekabet 1970’li yıllarda Amerikan şirketlerini tehdit etmeye başladı. Özellikle otomobil ve beyaz eşyada Japon kalitesi, üstünlüğünü kanıtlamıştı. Tüketiciler satın alma kararını verirken ürünün uzun-erimli yaşamı ile fiyat ve kaliteyi de göz önüne almaya başlamışlardı. Tüketicilerin kalite ile giderek artan bir şekilde ilgilenmeleri ve dış rekabet, Amerikan şirketlerinin kaliteye daha fazla önem vermelerine yol açtı. 80’li yılların başlarında kalite, kuruluşların tüm fonksiyonlarına girmeye başladı. İşletmeler yalnızca imalata değil, sistemin bütününe odaklanmaya başladı. Kuruluşlarda ileriye dönük varolabilmek için sürekli iyileştirme çalışmalarının gerekliliği ve önemi anlaşılmıştı. Ülkemizdeki kuruluşların da bu gelişmelerden etkilenmemeleri beklenemezdi kuşkusuz. Özellikle 90’lı yıllara doğru özel sektör işletmelerinin kalite sistemlerine ve sürekli iyileştirme çalışmalarına olan ilgisi hissedilmeye başlanmıştır